Çobanların karada başlayan göçü, denizde devam eden sıra dışı yolculuğa dönüşüyor

Çobanların karada başlayan göçü, denizde devam eden sıra dışı yolculuğa dönüşüyor
Yayınlama: 21.05.2026
Düzenleme: 21.05.2026 16:31
A+
A-

Denizli’den sürüleriyle yola çıkıp zorlu yolculuğun ardından Dalaman’daki Kapıdağ Yarımadası’na ulaşan çobanlar, 6 ay doğayla iç içe yaşıyor, dönüşte ise koyunlarını teknelerle Sarsala Koyu’na geçirerek sıra dışı mevsimlik göç yolculuğu yapıyor.

Denizli’de hayvancılıkla geçimini sağlayan çobanlar, kış aylarında sertleşen hava koşullarından uzaklaşmak için her yıl ekim ayında alışılmışın dışında bir göç yolculuğuna çıkıyor.

Sürülerle birlikte başlayan yolculuk, dört gün süren yürüyüş boyunca kurulan çadırlar, aşılan patikalar ve doğayla iç içe geçen uzun etaplarla Dalaman’a bağlı Kapıdağ Yarımadası’na kadar uzanıyor.

Yarımadada hayat, modern imkanlardan uzak ama doğayla uyum içinde sürüyor. Çobanlar, mağaralarda biriken yağmur sularını depolayıp kullanıyor, basit barınaklarda hayvanlarıyla birlikte yaşıyor, günlerini sürünün ritmine göre şekillendiriyor.

Her hayvana verilen isimlerle kurulan bağ, gün boyu süren bir takip ve koruma haliyle devam ediyor. Osmanlı döneminden kaldığı düşünülen su sarnıçları ise hala hayvanların su ihtiyacını karşılıyor.

Çobanların karada başlayan göçü, denizde devam eden sıra dışı yolculuğa dönüşüyor

[1/26] Denizli’den yola çıkan çobanlar, sürüleriyle birlikte dağ patikalarını aşarak zorlu bir yolculuğun ardından Dalaman’daki Kapıdağ Yarımadası’na ulaşıyor, sarp coğrafyada mağara ve barınaklarda 6 ay doğayla iç içe yaşayan çobanlar, dönüşte ise koyunlarını Martı Koyu’nda teknelere bindirip sessiz denizi aşıp Sarsala Koyu’na geçirerek sıra dışı mevsimlik göç yolculuğuyla dikkati çekiyor. ( Şebnem Coşkun – Anadolu Ajansı )

Doğal güzellikleri ve tarihi kalıntılarıyla yürüyüş rotası olarak da ilgi gören yarımadada çobanlar, bir yandan hayvanlarıyla ilgilenirken diğer yandan kendi ektikleri ürünler ve sınırlı alışverişle yaşamlarını sürdürüyor.

Elektrik ve şebeke suyunun bulunmadığı bölgede çoban aileler, doğanın sunduklarıyla yetinerek hayvanların otlak düzenini koruyor.

Yaklaşık 25 dakika süren deniz yolculuğu

Altı ay süren bu yaşamın ardından dönüş hazırlıkları başlıyor. Sürüler, dar patikalardan yaklaşık 1,5 saat süren yürüyüşle Martı Koyu’na indiriliyor.

Turkuaz rengiyle turistlerin ilgisini çeken koy, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bambaşka bir sahneye dönüşüyor. Çobanlar el birliğiyle koyunları tekneye bindirirken, sessiz suyun üzerinde ilerleyen sürü görüntüsü sıradan bir manzarayı adeta belgesel sahnesine çeviriyor.

Yaklaşık 25 dakika süren deniz yolculuğunda bazı hayvanlar tedirginlik yaşasa da çobanların tecrübesiyle tüm sürü güvenle karşı kıyıya ulaştırılıyor.

Sarsala Koyu’na varan hayvanlar buradan kamyonetlere yüklenerek Denizli’ye doğru yola çıkarılıyor.

Denizin dinginliğiyle kayalık patikaların zorluğunu bir araya getiren bu yolculuk, hem çobanların hem de hayvanların sabrını sınayan ama her aşamasıyla dikkat çeken bir göç hikayesine dönüşüyor.

Yarımadada yaşayan çobanlar, kendilerini bölgenin sessiz koruyucuları olarak görüyor. Yıllar içinde çoban sayısının azalması ise bu yaşamın giderek daha da yalnızlaştığını gösteriyor.

Bir dönem 90 hanenin bulunduğu yarımadada bugün yalnızca 8 ailenin kaldığı biliniyor. Azalan nüfus, yeni neslin bu mesleğe yönelmemesiyle birlikte daha da belirgin hale geliyor.

Karada başlayan ve denizde devam eden bu sıra dışı göç, doğayla kurulan ilişkinin en yalın haliyle yaşandığı, kuşaktan kuşağa aktarılan nadir yaşam biçimlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.

“Burada keçilerimizle, ineklerimizle yaşam sürüyoruz”

Yaylada eşiyle 23 yıldır çobanlık yapan Hanife Balci, AA muhabirine, “Gelin oldum, buraya geldim. Çocuğuma teyzesi baktı, burada bakmak zordu. Burada keçilerimizle, ineklerimizle yaşam sürüyoruz. Burada hayat çok zor, ulaşım çok zor, yapacak bir şey yok. Keçilerimizi, koyunlarımızı taşımaya veriyoruz, adaya götürüyorlar. Ben hayvanlarımızı çok seviyorum, onlar bizim ekmek paramız.” dedi.

Balci, elektrik ve suyun olmadığı yaylada yaşamanın bazı zorluklarının olduğunu ama hayvanlarla yaşamanın hayatlarına keyif verdiğini söyledi.

Doğayı tüm olanaklarıyla zarar vermeden kullandıklarını aktaran Balci, “Burada su yok, kışın yağan yağmuru depolar, onu yazın kullanırız. Mağarada biriktiririz, oradaki su sadece içme suyudur. Gençlerimize sesleniyorum gelsinler, hayvan nesli bitiyor, bir şeyler yapsınlar buralarda. Biz burada çobanız, burada evlerimizi yıkıyorlar, biz burayı koruyoruz. Biz burayı korumasak burayı kazarlar, bitirirler. Aslında bekçi gibiyiz. Benim eşim 47 yaşında, 47 yıldır burada. Burayı koruyoruz, antik kent olduğu için tarihi eserler var gelen giden kazıyor, biz onlara engel oluyoruz. Dağlarımıza, çevremize, hayvanlarımıza sahip çıkalım.” diye konuştu.

“Ulaşım zor olduğu için burada her şeyi kısıtlı kullanıyoruz”

Baba mesleği olan hayvancılığa devam eden Mutlu Sönmez, kendisini bildiğinden beri hayvancılık yaptığını belirterek, kasım-mayıs ayları arasında yarımadada hayvanlarıyla yaşadığını anlattı.

Sönmez, 150-200 hayvanıyla yaşadığını belirterek, şunları söyledi:

“Hayvanlarımızı karadan getirip götürüyoruz, besilik hayvanları da tekneyle getiriyoruz, bunlar kurbana gidecek olan hayvanlar. Hayvanları tekneye bindirmek için biraz kalabalık insan olması gerekiyor. Yolculuk esnasında meraktan, korkudan etrafa bakıyor hayvanlar. Tekneyle yolculuk yarım saat sürüyor. Buradan uzun yürüyüşün ardından Martı koyuna iniyoruz, tekneye bindirdikten sonra da yarım saat yol gidiyoruz. Kendi ihtiyaçlarımız için haftanın belli günleri çarşıya gidiyoruz, hayvanların ihtiyaçları da doğadan zaten. Belli bir yem getiriyoruz, ulaşım zor olduğu için burada her şeyi kısıtlı kullanıyoruz. Hayvanlarla aramızdaki bağ insanlardan daha iyi.”

Yarımadada yaşamanın bazı zorlukları olduğunu aktaran Sönmez, günlerinin tamamını hayvanlarla geçirdiklerini ifade etti.

“Hayvanlarımızın arasında özel isimleri olan hayvanlar da var. Zeliş var mesela”

Sönmez, “Burada yaşamanın en zor tarafı yağmurda çok zor oluyor. Güzel tarafı hayvanlarla uğraşıyoruz, vaktimizi onlarla geçiyor. Hayvanlarımızın arasında özel isimleri olan hayvanlar da var. Zeliş var mesela.” dedi.

1990’lı yıllarda buraya geldiklerinde çoban olarak 90 hane olduklarını, şimdi ise 8 aile kaldıklarını aktaran Sönmez, şöyle devam etti:

“Yeni nesil bu işi yapmıyor, mesela benden sonra bu işi yapan olmaz. Sabah kalkıyoruz yeni doğan kuzuları anneleriyle buluşturuyoruz, sonra kahvaltımızı yapıyoruz. Ardından hayvanların takibini yapıyoruz, öğlen de yine annelerle yavrular buluşuyor, gün boyu hayvanlarlayız. Kuzuları şimdi Martı koyuna indireceğiz, sonra da tekneyle diğer koya götüreceğiz. Tekneyle yolculuk yılda 1 defa oluyor. Karadan 4 günlük bir yolculuğumuz var o da yılda iki defa oluyor, yaya olarak yapıyoruz. Denizli’de yaylaya çıkacağız, geri dönüşümüz de eylül sonunda olacak.”

“Çocukluğumuzdan beri bu işi yapıyoruz, uzun yıllardır teknemiz var”

Çocukluğundan bu yana hayvancılık yapan ve ardından deniz taşımacılığı işiyle ilgilenen Dalamanlı kaptan Necip Türk, hayvancılığa gönül verdiğini ve çobanlarla birlikte hayvanlarını yıllardır deniz yoluyla, teknesiyle taşıdığını anlattı.

Türk, “Çoban arkadaşlara taşımacılıkta yardım ediyorum. Birkaç gün önce dağlara gidip hayvanları topluyoruz, Dalaman’da bulunan Martı koyuna indiriyoruz. Oradan da tekneyle Sarsala koyuna götürüyorum. Ekim-kasım aylarında Kapıdağ yarımadasında koyunları tekneyle taşıyoruz, nisan-mayıs arasında da tekrar Sarsala koyuna getiriyoruz. Çoban arkadaşlar da oradan Denizli’nin Çomal ilçesine göç ediyor. Çocukluğumuzdan beri bu işi yapıyoruz, uzun yıllardır teknemiz var. Tekneyle hayvanlarla ada yolculuğumuz yaklaşık 25 dakika sürüyor.” dedi.

“İlginç hikayeler de oluyor bazen, tavuklar uçup denize düşüyor, atlayıp onları alıyoruz”

Necip Türk, hayvanlar denizden korktukları için atlamadıklarını ve sakin kaldıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

“Kıyıdan açılınca korktukları için denizden düşmüyorlar, atlamıyorlar. Devamlı bindikleri için artık alışıklar. Bazıları karaya çıkmak için acele etti, denize düştü, hemen çıkarttık. 8 çoban aile var. İnek, keçi, koyun, eşek, tavuk, köpekler oluyor, çoban arkadaşların nesi varsa hepsini taşıyoruz. İlginç hikayeler de oluyor bazen, tavuklar uçup denize düşüyor, atlayıp onları alıyoruz. Turistler görünce ‘Bu ne yapıyor diye şaşırıyor.’ Ben bu işi severek yapıyorum, bu para pul ile yapılacak iş değil gönül işi. Keçi bindiriyorum, biraz sonra da koydan koya insan taşıyorum.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.