‘Su Duyar’ isimli öykü kitabının, ‘Bir Kızıl Mavi Türküdür Yaşamak’ isimli tiyatro eserinin, ‘Çocuk Yemini’ isimli kitabın yazarı, camaltı sanatı ve kaligrafi alanında çalışmaları bulunan Yazar Songül Kişioğlu, Safranbolu ve Tarihi Çarşı’yı konu alan bir mektubu Safranbolu Birlik Haber’e ulaştırdı.
“Sevgili Safranbolu halkı, yıllardır ocağınıza, otağınıza geldim. Hoş karşılandım, hoş uğurlandım. Yıllar içinde güzel dostlar edindim.” diyerek mektubuna başlayan Yazar Kişioğlu, “Kimi zaman siz anlattınız, ben dinledim; kimi zaman da ben anlattım, siz dinlediniz. Birlikte zamanın içinde hoş bir rayiha ile tütsülendik.
Bir bardak çayın deminin sabrında sizlerle geçmişi, bugünü konuşup geleceğe köprüler kurduk.
Hüseyin Usta’nın ateşinde demiri emekle dövdük; peruhinin lezzetinde, Safranbolu bezinin dokumasında yüzlerce yıllık kadın emeğinin zarafetini gördük, harcı yumurta akıyla yapılmış evlerinde tarihin izini sürdük.
Kimi zaman siz anlattınız ben dinledim kimi zaman da siz anlattınız ben dinledim.
Sizlerden öğrendiklerimi ruhuma nakış gibi işledim. Gönül bohçama usulca koydum.
Bugüne kadar bana gösterdiğiniz hoşgörü ve emekleriniz için sizlere bir mektupla hem teşekkür etmek hem de Safranbolu’ya dair hislerimi, gözlemlerimi, deneyimlerimi paylaşmak istedim.
Kabul buyurun efendim!
BİR ŞEHİR GÖNÜLLERE AÇTIĞI YER KADAR ANILIR
2009 yılı bahar aylarıydı. Erik ağaçları çiçek açmış, çayırlar gökyüzüne başını kaldırmıştı.
İlk kez o gün değdi gözlerim Safranbolu’ya… Sonra ayaklarım. Usulca yürüdüm sokaklarında, usulca dokundum duvarlarına.
Eğildim… Bir hikâyeniz var, biliyorum; dinlemeye geldim, dedim.
Sonra gülen gözler, sıcak kucaklaşmalar… Hiç tanımadığım, diplomalarını bilmediğim ama insanlığını kalbimin en derinliğinde hissettiğim esnaf, kim olduğumu, nereli olduğumu sormadan, güneşin ışıltısında beni gönül sofralarına buyur etti.
Tebessümle ve zarafetle uzattılar lokumlarını, buram buram safran kokan kolonyalarını.
Arayış
Bugüne kadar gittiğim şehirlerde hafızasını ve kadim kodlarını aradığımı o sofrada, daha iyi anladım.
Peki, aradıklarıma kim ulaştıracaktı? Koca koca diplomalılar değil… Şehrin hafızasını yaşatan tezgâhında bez örtü satan esnaf… Eliyle üreten usta… Ateşi döven demirci…
Bir Şehir Ne Eksiktir Ne Fazla; Geçmişten Geleceğe Sunulmuş Safi Gerçektir.
Adımlarım Safranbolu sokaklarında gezerken eksik aramadı hiç. Çünkü ben geçmişin izlerini gözlerimle buluşturmaya, bugüne düşen hikâyelerini dinlemeye gelmiştim.
Teknolojiyle büsbütün olmuş, ruhunu cam duvarlara, katlı otoparklara teslim etmiş şehirlerin arayışında hiç değildim.
Dağları, tepeleri mor safranla tütsülenmiş, kervanlara kucak açmış bu şehirde tarihle kucaklaşmak istiyordum. Hani… taş duvarlara sinmiş, sırlanmış o tarih…
O tarihin içinde, kalbimde her gün artan heyecanla yürüyorum. Ve bu yürüyüşte yalnız olmadığımı görüyorum.
Safranbolu Gönülçelen
Safranbolu sokaklarında gezen gönlü çelinmişler; kimi para saçıyor, kimi kıt kanaat bütçesiyle şehre katkıda bulunuyor.
Bu insanları az para bırakıyor diye küçümsemek de doğru değil, çok para bırakıyor diye yüceltmek de… Birbirleriyle kıyaslamak da doğru değil, sayılarla bir kategoriye koymak da…
Safranbolu ocaktır, yurttur… Kapısı çalınır. Kapıyı çalansa gönüldür.
Halil İbrahim Sofrası Bereketi Hikâyesini Bilir misiniz?
Bu güzel söz, “her gelenin kabul edildiği sofra” anlamına gelirmiş.
Çünkü Hz. İbrahim, misafir olmadığı zamanlarda yemeğe oturmaz, misafir aramaya çıkarmış. Kurduğu sofralarda hiçbir şeyi eksik etmez, kimseyi boş çevirmezmiş.
Hikâye, misafirperverliği, paylaşmanın önemini ve kardeşliği anlatır. Büyük din ve bilim adamlarından Ulu Arif Çelebi’ye göre;
Zamanın birinde, birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim’dir.
Halil, evli ve çocuk babası, İbrahim ise bekârmış.
İki kardeşin ortak tarlaları varmış. Ne mahsul çıkarsa, ikiye pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş.
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı, ikiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış:
— İbrahim! Kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
— Peki, abi, demiş İbrahim. Ve Halil gitmiş çuval getirmeye. O gidince, İbrahim düşünmüş:
— Abim evli, çocuklu; onun evine daha çok buğday lazım, demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine. Az sonra Halil çıkagelmiş.
— Haydi, İbrahim, önce sen doldur da ambara taşı, demiş.
— Peki abi.
İbrahim, kendi payından bir çuval doldurup düşmüş yola…
O gidince, Halil düşünmüş. Demiş ki:
— Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var, ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp para biriktirecek. Ev kurup evlenecek diye düşünerek, kendi payından atmış onunkine birkaç kürek…
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atmış diğerine.
Bu, böyle sürüp gitmiş…
Ama birbirlerinden habersizlermiş. Nihayet akşam olmuş. Karanlık basmış. Görmüşler ki bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile…
Allah, bu hâli çok beğenmiş.
Buğdaylarına bir bereket vermiş, bir bereket vermiş ki, günlerce taşımış iki kardeş, bitirememişler.
Şaşmışlar bu işe… Aksine çoğalmış buğdayları. Dolmuş taşmış ambarları.
İşte Halil İbrahim sofrasının bereketi budur.
Düşünün! Safranbolu bereketli şehir olmazsa onca ziyaret edeni olur mu hiç?
Safranbolu sadece bir şehir değil, sofrasından misafir eksilmeyen bir ocaktır.
“Dur, kesene bakayım, varsa paran pulun, içeriye alayım.” demeden önce “Yorgun musun, aç mısın?” diyen Hâce Bektaş-ı Veli’nin, Yunus Emre’nin miras sofralarıdır.
Niyet mi, Bilet mi?
Safranbolu, lüks ve şatafatın şehri Dubai değildir.
Köklü gelenekleri, mimarisi ve yaşam kültürüyle yaşayan bir şehirdir.
Tam da bu nedenle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almıştır.
Safranbolu… kapısı kilitle, biletle açılan değil; cebine bakmadan selam veren, selam alan şehirdir.
Bu kadar selam alan bir şehir kaç ülkeye nasip olmuştur?
Üstelik her ziyaretçisinin gelmek için bir sebebi, giderken yazdığı bir hikâyesi vardır.
Yeryüzünün bütün hikâyelerinin bir coğrafyadan diğerine sularla aktığını bilir misiniz?
Şehrinizin içinden her gün akan öyle bir ziyaretçi arkı var ki; değirmeninizi döndürüyor, ocaklarınızı mütemadiyen besliyor.
Ziyaretçi Ne İster?
İnsanı karalayan, yaralayan, kanatan… sözlerden uzak,
Vesselâm… iyi geldiniz… iyilikler getirdiniz… sözlerini duymak ister.
Safranbolu İçin Söylenecek Söz
Safranbolu; kadim geleneklerin mayasıyla beslenmiş halkı, esnafları, ustaları, bilgeleri ve taş duvarlarına sinmiş tarihiyle güzel sözleri hak eden bir şehirdir.
Aksi söylenen söz, “Ağza gelen söz ile köye gelen bez ucuzdur.” misali olur.
Son Söz
Safranbolu benim için, gönlümün düştüğü, ruhumun tütsülendiği, sokaklarında aydınlandığım, dilden dile, gönülden gönüle hikâyeleriyle akmış bir şehirdir.
Kökü yüzlerce, binlerce yıla dayanan bu kadim şehri görmek; sokaklarında, taş duvarlarında geçmişi içine çekmek ise muhteşem bir duygu.
Yıllardır kapınıza geldim, buyur edildim, hoş karşılandım, hoş uğurlandım.
Güzide ilçenizin kapısını defalarca çalmış insanım.
Demine sırlanmış çayınızdan bir bardak içmek, sofranızda yöresel lezzetlerinizden tatmak ve sohbet etmek için yeniden gelmek isterim.
O vakit ekonomik yetkinliğime bakıp kapıları açmazsanız eğer:
Parası çok olan mı, yoksa bilgi birikimiyle kültürel değerleri geleceğe taşıyan mı daha değerlidir, diye sorar ve insanlığınızı sorgularım.
Beni maddi unsurlarla sınıflandırmayın; çünkü ben ne eşyayım ne de bir kredi kartı, ben insanım… insan.
Etten kemikten ve ruhu olan; kimi zaman yazan, kimi zaman çizen.
Kapınıza, ocağınıza gelmiş biz ziyaretçileri bütçemizle değerlendirerek kalplerimizi kırmayın.
Eskiler ne güzel söylemiş: “Az veren candan, çok veren maldan.”
Unutmayın!
Allah yeryüzünü, diğer canlıları yaratırken doğayı okuyacak, anlamlandıracak insanı da yarattı.
İnsan, aklıyla ve yeteneğiyle zaten başlı başına niteliklidir.
Para ise insanın icat ettiği sadece bir araçtır ve insanı nitelikli yapmaz.
İnsanı nitelikli yapan; merhameti, hoşgörüsü, nezaketi, çalışkanlığı, azmi, ilkeleri, dürüstlüğü, vatanseverliği, ustalığı ve kalemidir.
Dünyada parası çok ama dillerinden, sermayelerinden kötülük akan nice kötü kalpli insanlar var.
Unutmayalım!
Kurtuluş mücadelesini; parasız, ayağı çarıksız, hoşaf ve ekmekle karnını doyuranlar kazandı ve cumhuriyeti kurdu.
Mustafa Kemal Atatürk’e göre nitelikli insan; akıl ve bilimi rehber edinen, vatansever, çağdaş, üretken, ahlaklı ve sürekli kendini geliştiren bireydir.
Mektubumda yazdıklarımla yüce gönüllerinizi incitmek gibi bir niyetim asla yoktur; ruhuma batan dikenin acısıyla dilime düşen acıdan öte bir şey değildir.
Kıymetli Safranbolu halkı, hayat yolculuğumun on yedi yılında yol arkadaşım oldunuz.
Yolu da yolculuğu da kıymetli kılan, şüphesiz yol arkadaşlığıdır.
Gelecekte nereye gideceğimizi, hangi yoldan gittiğimiz ve hangi insanlarla yol arkadaşlığı yaptığımız belirleyecek.
Ben sizlerle bir yola çıktım ve sizleri yarı yolda bırakmam. Sizlerin de beni yarı yolda bırakmayacağını ümit ederim.
Ömrüme kattığınız değer için müteşekkirim.
Gönlümün ve evimin kapısı her daim size açıktır; varlığınız şereflendirir.
Satırlarımı okuyan büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim.
Mektubumu okuyanlara ve dinleyenlere; afiyet içinde, su gibi duru, su gibi aziz ve su gibi bereketli nice zamanlar dilerim.
Mektubum kalbinize emanet…” dedi.