İş İnsanı Dizdar, BARÜ’de Gençlerle Buluştu

İş İnsanı Dizdar, BARÜ’de Gençlerle Buluştu
Yayınlama: 12.05.2026
Düzenleme: 12.05.2026 17:05
A+
A-

Taha Holding Yönetim Kurulu Başkanı, hayırsever iş insanı Şefik Yılmaz Dizdar, Bartın Üniversitesi’nde (BARÜ) düzenlenen “Girişimcilik Zirvesi”ne katılarak hem ticaret hayatından bahsetti hem de gençlere tavsiyelerde bulundu.

Taha Holding Yönetim Kurulu Başkanı, hayırsever iş insanı Şefik Yılmaz Dizdar, Bartın Üniversitesi (BARÜ) tarafından düzenlenen “BARÜ Girişimcilik Zirvesi”nde öğrencilerle bir araya geldi. İş dünyasındaki 60 yılı aşkın tecrübesini paylaşan Dizdar, girişimcilik yolculuğunda yaşadığı zorlukları, ihracat süreçlerini ve Türkiye ekonomisinin dönüşümüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına 1961 yılında Demir Çelik İşletmeleri’nde başladığı iş hayatını anlatarak başlayan Dizdar, burslu olarak eğitimini tamamladıktan sonra Karabük Demir Çelik Fabrikalarında görev aldığını söyledi. Muhasebe, bilanço revizyonu ve satın alma müdürlüğü gibi önemli görevlerde bulunduğunu belirten Dizdar, henüz 30 yaşındayken satın alma müdürlüğüne getirildiğini ifade etti.

“Ben İran’a ilk ihracatı yapan kişilerden biriyim”

İstanbul’a taşındığı dönemde İran’da rejim değişikliği olduğunu söyleyen Dizdar, İran-Irak Savaşı döneminden bahsederek, “Turgut Özal başbakandı, Cumhurbaşkanı oldu. Tek başına çok güzel yönetim icra etti. Turgut Özal’dan önce Türkiye’nin ihracatı yok denecek kadar az idi. Hatta Demirel’in bir lafı vardı, ‘Memleket 70 cente muhtaç hale geldi.’ gibi bir sözler vardı. Hatırlayanlar olabilir.  Turgut Özal müthiş bir hareket başlattı. Görüşmeler yapmak üzere İran’a giderken yanına demir çelik ihracatı işiyle uğraşanları da alıyordu. Ben İran’a ilk ihracatı yapan kişilerden biriyim.  Yekta Dış Ticaret AŞ isminde bir firmamız vardı.  Üç ortaktık. Oraya 100 milyon dolardan fazla ihracat yaptık. O vakitte 100 milyon dolardan fazla ihracat yapanlara daha fazla imkan sağlamak üzere Turgut Özal müthiş kararlar alan, hiç çekinmeden işlemler yapan, kökeni devlet planlama teşkilatı olan, devletin her kademesini memuriyeti sırasında çok iyi bilen büyük bir bürokrat. Daha sonra da politikacı olduğu için çok rahat işler yapıyordu. Turgut Özal’dan önce memlekette ihracat hiç olmadığı için döviz de çok yoktu. Bir de bir yasa vardı. Türk parasının kıymetini koruma kanunu diye. O kanun cebinde 5 dolar yakalananı hapse atıyorlardı. O kadar sert kurallara tabiydi. Turgut Özal o engeli bir karar ile kaldırdı.” dedi.

Yekta Dış Ticaret A.Ş yönetiminden ayrıldığını söyleyen Dizdar, “Benim ayrılmamdan  6 ay geçmeden o firma battı. Sonra Taha Dış Ticaret A.Ş.  isminde İranlı bir arkadaşla ortak olduk. Onunla gene 100 milyon dolardan  fazla ihracat yaptık.  İhracattan  oldukça güzel paralar kazandık. Rahmetli Başbakanımız Turgut Özal diyordu ki,  ‘Gençler tekstil işiyle uğraşın. Tekstil işinde büyük paralar var.  Haberiniz olsun.’ Onu görmüş, dünya çapında bir gelişme olduğunu. Bize böyle tavsiyelerde bulunuyorlardı.” dedi.

LC Waikiki’ye giden yol
Konuşmasında tekstil sektörüne geçiş sürecine de değinen Dizdar, bugün dünya markası haline gelen LC Waikiki’nin kuruluş ve büyüme hikâyesini anlattı.

Ortağı Mustafa Küçük’e tekstil işiyle uğraşması için tavsiyede bulunduğu söyleyen Dizdar, “Biz Taha Tekstil’le de çok  büyük başarılara ulaştık.  Tekstil işinde Mustafa Küçük  kardeşimiz çalışmaya başladı. Biz Taha Dış Ticaret A.Ş olarak  demirçelik ihracatıyla uğraşıyordum. Tekstili de Mustafa Küçük’e emanet ettik. Bir müddet sonra LC Waikiki’nin  patronlarıyla tanışmış. Bize bir deneme  partisi vermiş 5 bin adetlik. Çok memnun  kalıyorlar. ‘Bütün, Uzak  Doğu’daki işlerimizi size verelim.’  diyorlar. O da alıyor. Daha o sırada bir makasımız bile yok. Dikiş  makinesi yok, atölyemiz yok, bir şey yok. Kabul ettik. Ondan sonra süratle makinelerını aldık. Hiç işi bilmeden Mustafa Küçük en başından başladı. Hepsini takip  etti. Her şeyi bilen hale geldi. Üretimini kendimiz aldık. Daha sonra da esas tekstil işiyle  uğraşan arkadaş markayı bize sattı.” dedi.

LC Waikiki’nin yaşadığı krizlerden ve firmada yapılan gelişim ve değişimlerden bahseden Dizdar, LC Waikiki’nin 600’e yakınının Türkiye’de toplamda 1400’e yakın şubesi olduğunu ifade ederek, “LC Waikiki Mustafa Küçül’ün dahiyane buluşlarıyla hakikaten zirvede çalışıyor. Ben oranın yönetiminde değilim. Oğlum Pamir yönetim kurulu  üyesi.” dedi.

“50 yaşından sonra Safranbolu Safranı çayı için”

Uzun yıllardır göz hastalığı olduğunu söyleyen Dizdar, gençlere tavsiyede bulunarak, “Ben burada bir kalabalık  görüyorum ama kimsenin yüzünü göremiyorum. Allah kimseye vermesin.  Bunun için bir tavsiyem var bütün  gençlere, 50 yaşından sonra Safranbolu safranı çayı için. Bu safran bitkisi gerçekten mucize bir  ilaç.  Bu baharat daha doğrusu. Kılcal damarların  ölmesini engelliyor.” dedi.

Dizdar, Safranbolu’daki faaliyetlerden bahsetti

Sağlık problemlerinden sonra Safranbolu’da yaşamaya başladığını ve Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı’na başkan olduğunu ifade eden Dizdar, “2000’den bu tarafa hep Safranbolu’da oturuyorum. Kültür ve Turizm Vakfına başkan yaptılar beni. Ben de istedim tabii. Memleketime faydalı olalım diye. Böyle bir yaşam sürdürüyoruz. Safranbolu’da biliyorsunuz bir safran hasadı şenliği yaptık. Safranbolu sadece  turizme odaklanmış  bir kasaba haline geldi.  Orada Hilton Oteli açtık.  Bu  safran hasadı şenliği düzenledik. Birkaç yıldır bunu o kadar güzel yapmışız ki belediye, kaymakamlık hatta valilik bu işe sahip çıktı. Şimdi onlarla müşterek  düzenliyoruz. Gene işin içinde Kültür ve Turizm Vakfı olarak bulunuyoruz. Türkiye dışına bile taştı. Bizimle beraber olmak isteyenler oldu. Bu tabii  medyatik bir olay. Mesela Mesir Macunu yerine biz Cinci Macunu, Cinci Hoca macunu attık. Cinci Hoca’nın  Safranbolu’da hanı hamamı var. Bir  kasabanın meydana gelmesi için evvela bir iş çarşısı olması lazım. Yani hanı, hamamı olması lazım. Cinci Hoca da Allah ondan razı olsun. Başkaları büyücü falan diye sevmiyor ama Safranbolu’yu  Safranbolu yapan o Cinci Hocadır.  Bir hanı var, bir hamım var, bir de sarayı var. Safranbolu kayaların  aralarına saklanmış gibi bir şehirdir.  Öyle olması büyük avantaj sağladı  Safranbolu’ya. Atalarımız bilmeden bize müthiş bir kültür varlığı armağan etmişler. O günyüzüne  çıkarılınca Safranbulu turizm alanında bir atlama yaptı.” dedi.

“Çok çalışınca Cenab-ı Allah veriyor”

Kömür ithalatı da yaptığını söyleyen Dizdar, “ Ben kömür ithalatı  vesaire yaptım. Oradan da çok iyi  paralar kazandık. Mesela İstanbul’da Tayyip Erdoğan belediye başkanı olduğu sırada kömür ithalatına önem verdi. Kaliteli kömür. Türkiye’de  linit kömürü var. Müthiş duman yapıyor.  Etrafı rahatsız ediyor. Kimse yakmak istemiyor. Herkes odun yakıyor. Etraftaki ağaçlar kesiliyor ister istemez. Çok  kaliteli yakacak kömürler getirmeye başladım. Kalitesini bile belirlemişti  İstanbul Belediyesi oralardan da güzel  paralar kazandık. Çok dikkat edinince, çok çalışınca Cenab-ı Allah  veriyor. Ben sadece LC Waikiki değil ondan önce zaten çok güzel işler yapıyordum. Demirçelik ürünleri ihracatı arkasından kömür. Büyük kömür  ithalatçısı oldum ama ben kömürü ithal ediyorum birisine toptan satarak para  kazanıyordum. Parekende kömür satışına  hiç girmedim. Benim sattığım kişiler piyasaya kömür sattılar. Oradan da  çok güzel paralar kazandık. Sonunda Tansu Çiller zamanında Karabük Demir  Çelik Fabrikaları  kapatılmaya karar verilmişti.  Sendika Başkanı Metin Türker büyük bir direnç gösterdi. ‘Satmayın bize verin biz çalıştırırız.’  diye yola çıktı. Allah gani gani rahmet eylesin. Karabük’te  bir iki arkadaş Ticaret Odası Başkanı Kamil Güleç’le, demiri çok iyi tanıyan, oradan epeyce  para kazanmış olan Mutullah Yolbulan, Yolbulan ailesi destek veriyorlardı.  Sonra Metin Türker, Karabükspor  başkanlığım sırasında benim genel sekreterimdi. Oyunculuğu bir sene  önce bırakmış. Ben Karabükspor Başkanı olduğumda o da genel sekreterdi.  Beni Kardemir’in kurucu yönetim kurulu üyesi  olmaya teklif etmiş, işte ben de oraya seçilmiş oldum. İlk kuruluşunda  10 kurucu üyeden birisi bendim.” dedi. 

“Hiçbir yerde parasal konuda haksızlık etmem”

1949  yılında Safranbolu’da bir fırından 5 kuruşa pide aldığını ve pideyle birlikte hayatının dersini edindiğini paylaşan Dizdar, “Fırından bir pide aldım. 49’da amcamın yanında kalıyordum. Amcam pilot yüzbaşı o sırada. Pideyi aldım 25 kuruş verdim. Bana 20 kuruş vermesi gerekirken 5 kuruşla 25 kuruş aynı büyüklükteydi o  zamanlar. 5 kuruş veriyorum diye gözü de iyi görmüyor. Yaşlı amca 25 kuruş verdi bana. Baktım paranın fazla olduğunu anladım. Ama çocukluk. Vermedim parayı, fırına. Bu fazla verdiniz demedim. Geldim onu bana diyorlar ki amcam, ‘Kumburaya at.’ Bir süre sonra bir dolma kalem beğendim.  O da 2,5 liraydı. ‘Kumbaradaki para yeterli kadar oldu. Benim 2,5 liraya bir dolma kalem almak istiyorum.’  Dedim. Onlar da benim oraya kaç para attığımı hesaplarmış. Getirdik kırdık. Hakikaten benim dediğim gibi para çıktı. Bu dedi 20 kuruş fazla. Neden olduğunu  söylemek mecburiyetinde kaldım. Dedim ki ‘Fırıncı para üstü  verirken 5 kuruş yerine 25 kuruş verdi  bana.  Onun için bu 20 kuruş fazlalık var..’  ‘Hemen, git o fırıncıya o parayı ver. Özür dile.’ dedi. Gittim, verdim. Özür diledim. İşte kimse bilmiyor zannettiğiniz bir olay sizin başınıza gelebilir diye o zamandan bu zamana hiçbir yerde böyle parasal  konuda haksızlık etmem.” dedi.

“Çok dürüst olmak lazım”

Dürüst olmanın önemine vurgu yapan Dizdar, “Allah her şeyi biliyor. Allah her an yanınızda, içinizde. Şükürler olsun bu olaydan sonra ben katliyen, hiç kimsenin şeyine, hakkına katliyen bir şeyim olmamıştır. Yapamam zaten. Bu birinci şey.  ‘Bunu kimse görmedi, bilmiyor, bunu ben alıp götüreyim, ortağım bilmiyor.’  gibi bir şeye katılmamak lazım. Mutlaka  dürüst, çok dürüst olmak lazım. Verdiğiniz sözü mutlaka yerine getirmeniz lazım. Bir yerde bir toplantı varsa saatinden önce orada bulunmanız lazım.” dedi.

Dizdar’dan gençlere tavsiye : ‘Bekletmeyin, sözünüzü tutun, not alın, çok insan tanıyın’

Randevuya geç gelinmemesi gerektiğini ifade eden Dizdar, “Ben dedim kimseyi bekletmem. Siz de beni bekletmemeniz gerektiğine inandığım için ben döndüm geldim dedim. Ben kimseyi bekletmem. Hep mutlaka toplantıya zamanından önce giderim. En korktuğum şey beklemektir. Kimseyi  bekletmem. Mutlaka verdiğim sözü yerine  getiririm ki öyle olması lazım. Sonra çok  kişiyle tanışmanızı tavsiye ederim. Çok  insan tanıyan, iş konusunda başarılı olur. Çalışma hayatım boyunca  benim elimde bir ajanda vardı.  Kiminle görüşüyorsam o tarihe basit bir not alıyorum. Onu hatırlanması gerektiği zaman onu buluyorum. Oradan ismini ve ne konuştuğumuzu anlatabiliyorum. Şimdi cep telefonları var. Bu çok daha  kolay. Dolayısıyla önemli  toplantıları hatırlayabilmeniz için not etmeniz lazım. Ne kadar çok  insan tanırsanız işiniz o kadar çok kolaylaşır.” dedi.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.