
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Aydın, Tüm Bürokratlar ve İş İnsanları Konfederasyonu (TÜMBİKON) ve Karabük Dernekler Federasyonu (KARDERFED) Genel Başkanı aynı zamanda CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay öncülüğünde Safranbolu’da organize edilen ‘Kentsel Dönüşüm, Markalaşma, Karabük ve Çevresi Deprem Afet Zirvesi’ne konuşmacı olarak katıldı.
Prof. Dr. Aynur Aydın deprem ve hukuk ilişkisinden bahsettiği konuşmasında özellikle Afetler ve Doğal Kaynak Hukuku konusuna değinerek orman ve doğal kaynaklar konusunda zengin olan Karabük için de uyarılarda bulundu.

Millet olarak bir şeyi yaparken diğerini yıkabildiğimizi ifade eden İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Aydın, “Biz ifratla tefrit arasında olan bir milletiz. Ortamız çok yok. Bir şey yapmaya çalışırken öbür tarafı yıkabiliyoruz. O nedenle kardeş olan iki hukuk dalından bahsedeceğim. Doğal kaynaklar hukuku diye bir şey var. Afetler bunun neresinde? Kirlenme tehdidimiz var. Zehir soluyoruz. Yokolma tehlikemiz var. Yer değiştirme ve en çok da benim üzerinde durmak istediğim deprem sonrası atıkların atılması ve yeni yerleşim yerleri.” dedi.
Orman alanı ve doğal kaynaklar noktasında Karabük’ü incelediğini dile getiren Prof. Dr. Aydın, doğal kaynakların ve orman alanlarının korunması noktasında uyarılarda bulunarak, “150 bin hektar orman alanımız var. %4’ümüz mera. Çok kıymetli bir alandayız. Yüzdeleriniz de çok güzel doğal kaynak açısından. Ne olur kimse duymadı demeyin. Ben dedim derim. İki kardeş hukuk dalından bahsedeceğim sizlere. Doğal kaynaklar ve afet hukuku kardeş. İkisinde de hukuk kurallarına aykırı şeyler var. Yapılaşma usülleri var, yapı stoğu var. Ev yapmayı seviyoruz biz. Yapıyı stokluyoruz. Hızlı değişen bir mevzuat var. Buna uymaya çalışan yetkili, yetkisiz kurumlar ve mekanizmalar var.” dedi.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Aydın, hukuk sisteminin çok kuvvetli olduğunu dile getirdiği konuşmasında, “Hukuk sistemi ‘Bu afet hukukunu ve doğal kaynakları koruyor mu?’ dediğiniz de aklınıza hep korumadığı gelir. Hayır öyle değil. İnanın ki bizim hukuk sistemimiz çok kuvvetli. Bizim sınırsız bir tüketme kaygımız var. Tüketmeyi çok seviyoruz ama bunun karşısında güçlü bir mevzuat çatımız var.” dedi.
Anayasada doğal kaynakları ve ekosistemi koruyan pek çok maddenin olduğundan bahseden Prof. Dr. Aydın, afet noktasında da pek çok maddenin yer aldığını dile getirerek, “Bizim anayasamızda risk, deprem, afet sözcükleri yok ya da ben bulamadım. Bana iletirseniz sevinirim. Acaba öngörmedik mi, kaçındık mı, sakındık mı bilmiyorum. Ama anayasamızda maddeleri var.” dedi.
Depremin pek çok hukuk alanıyla ilintili olduğuna vurgu yapan Aydın, “Depremle hukuk o kadar ilintili ki hiçbir dalda hiçbir doğa olayında bu kadar hukukla ilintili bir bağlantı bulamazsınız. Anayasa hukukumuzu ilgilendiriyor. Devletin görevleri açısından idare hukukunu ilgilendiriyor. İş hukukunu, ceza hukukunu ve yerleşim yerlerinin tespiti açısından da doğal kaynaklar hukukunu ilgilendiriyor.” dedi.

Afet konusuyla ilgili 1800’lü yıllardan bu yana kanunlar, mevzuatlar çıkartıldığına değinen Aydın, “Yerel yönetimlere, Safranbolu gibi, Karabük gibi bu kadar kıymetli doğal kaynaklara sahip olan yerlerde bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Biz ormanları ve meraları çok seviyoruz. Gıda güvenliği, tarım bizim kurtuluşumuz bunlardan geçecek. Madenden, tarımdan, ormandan geçecek ama tarım olmazsa olmazımız bizim.” dedi.
Afetler sonrasında ormanlara ve mera alanlarına göz dikildiğine dikkat çeken Aydın, afet olduğu yerde bu durumun bir noktaya kadar kabul edilebilir olduğunu dile getirerek, “Afetlerle ilgili olarak yerleşim yerlerinde ilk alacağımız yer meralar.Biz bir afeti telafi ediyoruz. Hadi ona ‘Tamam.’ dedim. ‘İnsanlarımız ölüyorken meraları düşünmeyelim.’ dedim. Orman olan veya orman dışına çıkarılan veya çıkarılacak alanlara da yerleşiyoruz. Çıkarılacak alan. Çok tehlikeli. Demek ki ormanı da orman vasfından çıkartacağız. Merayı da çıkartacağız. Sonra diyoruz ki ‘İtiraz sürelerini de kısaltalım. Vatandaşta itiraz edemesin.’ Orman Kanunumuzun 17. Maddesi var. Çok meşhur. Diyor ki ormanın içine yerleşemezsin. Bir hukukçu ama, fakat, lakin diyince korkun. Arkasında tersini söyleyecek. 17 kalemde diyor ki şunu, şunu, şunu yaparsan. 18.’yi de eklemiş. Afetzedelerin iskanı için de normal ormanı çıkarmadan kullan. Biz afetzedeleri, sizleri 150 bin hektar Allah korusun ormana yerleştireceğiz. Çünkü İzmit’te, Sakarya’da öyle oldu. Hocam nerede gıda güvenliği, nerede benim tarlam. Ölüm varken insanların hayatı söz konusuyken bir noktaya kadar tabi ki olabilir. Hiçbir zaman iki uçta olmadım. İfrat ve tefritten kaçındım.” dedi.
Orman ve doğal kaynakların kullanımını hiçe sayan kanunu Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiğini söyleyen Aydın, “Kentsel Dönüşüm Kanunu çıktı. Diyor ki ‘Sizi dönüştüreceğim, yerleştireceğim, güzel bir yerleşim sağlayacağım ama kanunların da buna aykırı hükmü varsa bunu uygulamayacağım.’ Bu bir hukukçu için olabilemez. Diyecek kelime bulamıyorum. Diyor ki ‘Sen yap, zeytinciliği saymayacağım, ormanı saymayacağım. Kültür Tabiat Kanunu, Kıyı Kanunu, merayı saymayacağım. Eğer bununla çalışan bir şeyiniz varsa yok arkadaşım bunlar uygulanmaz. Uygulanmaz.’ diyor. Neyse ki Anayasa Mahkemesi iptal etti. Anayasa Mahkemesi çok güzel bir gerekçeyle iptal etti.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından bahseden Aydın, “Çevre sahipsiz. Doğal kaynak sahipsiz. Ne sağı var ne solu. Gerçekten sahibi yok gibi hissediyorum. Bilimin de zaten sağı, solu olmaz. Doğrusu olur, inancı olur, ilkesi olur. Bu noktalarda kimden talep gelirse ben kalemimle doğru bildiğimi yazmaktan vazgeçmeyeceğim. ‘Sen bu kanunları çıkartamazsın.’ dedi. ‘Devletin buraları koruma sözü var.’ dedi. ‘Bu söz de koruma ödevleriyle bağdaşmaz bu kanunları dışarıda bırakmanız.’ dedi. Çok gurur duyduğum bir anayasa mahkemesi kararıydı. Diyor ki ‘Sınırları çizilmeyen belirsiz bir alanda veremezsin bu yetkiyi.’ Dolayısıyla o 10 tane kanun geçerli.” dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrası KHK ile benzer maddelerin konulduğunu söyleyen İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Aydın, “Öyle olurken 2023 Şubat bir tane KHK çıktı. Benzer şeyleri orman ve mera kanunu için yine koyduk. ‘İmar planlarını beklemeyeceğiz.’ diyor. Afet yine söylüyorum ölümün olduğu yerde belki hukuku duyamayız, düşünemeyiz ama plan. Ölüm gelmesin. Yaradan bize akıl vermiş, nakil vermiş, tedbir demiş, tevekkül demiş. Tevekkül sahibi olmak şüphesiz muazzam bir şey. Ama tedbiri almadan tevekkül sahibi olmak akılla ve bilimle bağdaşmayacak bir şeydir diye düşünüyorum. Ormana yerleşeceğiz. Meralara yerleşeceğiz. Atıkları dökebiliriz. Evleri yerleştirebiliriz. Sonra. Soğan yetişmez, köylümüz kaçar.” dedi.
Geçmişten bu yana bütün kanunları tarayarak bir tablo hazırladığını dile getiren Prof. Dr. Aydın, koruma ağırlıklı olarak başlayan mevzuatın doğal kaynaklarda kullanım ağırlıklı olarak değiştiğini vurgulayarak, “Daha da böyle olacak. Çevre sahipsiz. Kim yönetirse yönetsin sahipsiz. Tam sahiplenilmiyor. Bir afetten kaçıyoruz başka bir afete. Sel oldu afet. İklim krizi geliyor. Yağmur oldu afet. Heyelan oldu afet. Dere yatağına yaptık afet. Afet tanımına uymuyor bunlar. Bizim plansızlığımız, bizim hukuksuzluğumuz, öngörüsüzlüğümüz.” dedi.
Orman Kanunu’nun 40 kez değiştiğine ve son 15 senede ise 25 kez değişikliğe uğradığını ifade eden Aydın, “Kanun dediğimiz şey özü sözü bir olandır. Çok sık değişmeyendir. Somut normlardır. Orman Kanunu 40 kere değişmiş. Bunların içinde 25 değişiklik son senelerde 10 temel değişikliği de bina yapımına ilişkin. Ormanın içine düzenli depolama tesisleri yapabiliyoruz.” dedi.

Konuşmasında iki kardeş vurgusu yapan Prof. Dr. Aynur Aydın, iki kardeşe benzettiği afet ve ekosistemin aynı evde yaşamak zorunda olduğunu dile getirdiği konuşmasını, “Bizim iki tane kardeşimiz var. Afet ve ekosistem. Bu iki kardeş aynı evde yaşamak zorunda. Çünkü ilkeleri aynı, sonuçları aynı, yaptıkları aynı, insanların başına gelecekler de aynı. Bu iki kardeş ikisi de birbirini korumak zorunda. Birini korurken diğerine zarar veremeyiz diye düşünüyorum.” diyerek sonlandırdı.
Kaynak: S. Oğuzhan Doğan