
Dünya Miras Kenti Listesi’nde yer alan Safranbolu’nun Yörük Köyü, tarihi konaklarıyla ünlü olmasının yanı sıra hanları, hamamları, tarihi evleri ve mimarisiyle cazibe merkezi olmaya devam ediyor. Geçmişte Bektaşi kültürünün hâkim olduğu Yörük Köyü’nde, Bektaşiliğin izleri günümüzde de gözlemleniyor. Bunlardan biri geçmişi yaklaşık 300 yıla dayandığı tahmin edilen Tarihi Çamaşırhane bugün sanat galerisi olarak ziyaretçilere kapılarını açıyor. Tarihi Çamaşırhane‘de yine Bektaşi geleneklerine ait detaylar gözlerden kaçmıyor.
Safranbolu Yörük Köyü‘nde 300 yıllık olduğu tahmin edilen, köyün ortaklaşa kullandığı ve sahip olduğu mimari özellikleri bakımından Türkiye’de başka örneği olmayan çamaşırhanenin tanıtımını yapan Yörük Köyü sakini Ender Gümüş, “Bu yapı, 1985 yılına kadar çamaşırhane olarak kullanılmıştır. Tarihi yaklaşık 300-350 yıllık olan bir yapıdır. O dönemlerde evlerde su yoktu, bu nedenle insanlar ya bir dere kenarına gidip çamaşır yıkıyor ya da böyle yapılar varsa burada yıkıyordu. Bütün köylüler buraya gelerek çamaşırlarını yıkıyordu. Burada çamaşırlar taşın üzerinde yıkanıyor. Bu yapıyı köye bağışlayan Bektaşi bir ailedir. Bektaşi kültüründe 12 İmam öne çıkar, bu nedenle bu taş 12 köşeli olarak yapılmıştır. Her köşe, 12 İmamı simgeliyor. Örneğin, burası köşelerden biri. Ayrıca, buranın diğer bir özelliği, insanların boylarına göre tasarlanmış olmasıdır. Kısa boylar için bir taraf, uzun boylar için diğer taraf tasarlanmıştır.” dedi.

Çamaşırhanenin sosyal bir alan olarak köyde önemli bir yere sahip olduğunu aktaran Gümüş,
“İnsanlar buraya gelir, kazanlarla odunları getirip suları burada ısıtırlardı. Çamaşırları üst üste koyup Tokaç adı verilen ahşapla döverek yıkıyorlardı. Deterjan olarak da odun külü kullanılıyordu. Taşın kenarlarından merkeze doğru bir eğim vardır. Bu, kirli suların birbirine karışmaması içindir. Ortada bir delikten akan sular, taşın altından dışarıya bahçeye çıkıyordu. Yıkama işlemi tamamlandıktan sonra üç köşede bulunan kurnalarla durulama yapılır ve çamaşırlar bahçeye asılırdı. Buradaki hacimler yani büyüklükleri, insanların çamaşır miktarına göre değişiyor. Çamaşırı az olan küçük olanı, çok olan da büyük olanı kullanıyordu.” ifadelerini kullandı.

Dönemin mimarisindeki geometrik yapının düzgünlüğüne dikkati çeken Gümüş, şunları kaydetti:
“Su, buraya dağdan gelen temiz su ile sağlanıyordu. O dönemde metal borular yoktu; pişmiş topraktan yapılmış künk borular kullanılıyordu. Metal borular ise yaklaşık 70 yıl önce kullanılmaya başlandı. Havalandırma da tek taraftan yapılıyordu; bu, insanların hasta olmaması içindi. Yüksekten yapılan havalandırma sayesinde sıcak hava dışarı çıkabiliyordu. Ayrıca, çamaşır yıkayanlar akşam karanlığa kaldıklarında, duvar içerisindeki dişler sayesinde ışık kaynaklarını koyarak aydınlatmayı sağlıyordu. Burada 12 kenarlı bir yapı olduğunu söyledim; tamamen düzgün geometrik bir yapıdır. İki köşe arasındaki kenar uzunlukları eşittir ve suyun merkeze gitmesi için verilen eğim 2-3 derece arasında değişmektedir. Yani 350 yıl önce geometri kullanılarak bu çamaşırhane inşa edilmiştir. Burada 4 köşede kurnalar bulunuyor; bu kurnaların diğer bir görevi ise 12 kişiliktir. Yarın çamaşırı yıkamaya gelecek olanlar, bir odun bırakıp rezervasyon yapıyorlar. Eğer 12 odun varsa, burası dolu demektir. Kısacası, Türkiye’nin değişik yerlerinde çamaşırhaneler var ama burada ki özellikleri karşılayan başka bir çamaşırhane bulmak oldukça zor.”
