MERHABA

Yayınlama: 09.05.2023
A+
A-

SON VİRAJ

Bugün 10 Mayıs Çarşamba. Günle genel seçim gününe ulaşacağımız yolun son virajına girdik.

Canı gönülden umuyor ve diliyorum ki çıktığımız bu yol  girdiğimiz bu son viraj Ulusumuzu ve de genel seçim trafiğimizi seçim gününe ulaştırsın, çıktığımız bu yolu günle girdiğimiz bu son virajı kazasız belasız geçerek Demokrasilerde şölen anı da denilen güne her şeyin çok güzel olacağı geleceğe erdirsin.                                                                 

Son yıllar zor yıllardı, tuzu kuruları hariç, halkımızın çoğunluğu için son yıllar zor geçen yıllardı, Pandemi, ardından seller ve depremler. Ekonomik olumsuzluk ve de dengesizlikler milletimizin yaşama şansına eren büyük çoğunluğunu vurgun yemiş sünger avcısı benzeri hırpaladı.

Masa başı politikaları ile ünlü kafatasçı liderler seçimin son virajında açıklamalarını oldukça sertleştirdi. Her şeye ramen “hişt, hişt sakin ol sinirlerine hakim ol” gibi şarkı sözlerini seslendiren   bu dönem de Kılıçdaroğlu oldu. 

Mayıs ayının zorlukları bütünüyle aşmaya başladığımız, vukuatsız geçirebilmeyi yeni dönemin gönülleri ısıtan yüzleri güldüren verimli günlerin start aldığı günlerin başladığı günler olmasını diliyorum. Acıların dindiği ülkemizin ve bütünüyle Karabük şehrimizin üstünde ki kara bulutların gittiği geleceğe dair umutların seçim günü ve Bahar ayı vesilesi ile hep birlikte güle oynaya yaşaya bilmeyi, zor virajları kazasız belasız aşabilmeyi dilerim.

Ulusal yaşamın siyasal güneşi demokrasidir, Demokratik seçimler insanların kendi kendilerini yönetme sanatıdır. Kötü siyaset yapanlar ve yanlıları toplumsal aydınlığı karanlığa dönüştüren güneşi  Sanatın icrası için güneş kadar ay kadar yıldızlar kadar çıra ateşi, kibrit ateşi hatta namı değer muhtar çakmağı ateşi bile değerlidir.

Işık önemli elbet! Onsuz, uzun yolları aşmak, keskin virajları geçmek, hayat hikayeleri yazmak zor gelebilir. Hikaye denilip geçilmemelidir. .

Bazan bir hayat hikayesi binlerce kitaptan çok daha fazla şey anlatır. Aşağıda paylaşmaya çalıştığım hikayeyi okumanızı isterim.

Anlatacağım çoğunuzun da bildiğini sandığım “muhtar çakmağı” başlıklı hikayeyi.

Ben okudum, okudum da! okuduklarımı sizlerle paylaşarak leb derken leblebi dediğimi anlatabilecek, içinde yaşadığımız zamanın gerçekleriyle birlikte değerlendirilebilecek bir biçimde olmadığım için, Üzgünüm!

Siz okuyup anlayasınız. Anladıklarınızı bir başkalarına, eşinize ve dostlarınıza görüşüp konuştuklarınıza anlatasınız diye bu gazetenin bu köşesinde aynen paylaşmayı yeğledim. Katkılarınızı önemle rica ediyorum.

“Köyün birine eski zamanda bir çakmak getirmişler, çakmak o kadar kıymetli ki, sağı-solu yakmaması, yanlış işlerde kullanmaması için güvenilir birine teslim etmek gerekiyormuş. Köylüleri toplayıp bu ateş aletini kime verelim diye sormuşlar, köylüler de muhtarı salık vermiş, ihtiyaç duydukça alır, ateşimizi yakarız, demişler.

Muhtar çakmağı alınca -ateşin sahibi olarak- giderek saygınlığı artmış, etrafında dalkavuklar, yağcılar toplanmaya başlamış.

Saygı arttıkça muhtarın kibri de büyümüş.

Etrafından daha çok saygı, daha çok korku beklemeye başlamış. Ateşi kendine verenin köylüler olduğunu unutmuş. Dalkavukların da tahrikleri ile ateşi baskı ve korkutmak için kullanmaya başlamış, kiminin evini, kiminin tarlasını yakmış.

Tarlalar sürülemez, evler yaşanamaz hale gelmiş. Muhtarın baskısından köylüler yavaş yavaş köyden ayrılmaya başlamışlar. Ticaret durmuş, köye gelen çerçilerin ayağı kesilmiş, çevre köyler gelişirken muhtarın köyü giderek gerilemiş.

Muhtarın köylülerinden biri kendileri gerilerken, çevre köylerin niçin geliştiğini merak edip çevre köylerden birine gitmiş.

Oradaki zenginliği, bağı bahçeyi görünce sormuş; “Sizde çakmak yok mu?”

Köylüler; “var” demişler,

“Peki sizin köy böyle nasıl gelişti, bağınız, bahçeniz yanmadan nasıl böyle kaldı, bizim köyde her şey tarumar oldu?”

Köylüler; “yoksa siz çakmağı bir kişiye mi verdiniz?”

“Evet, muhtara verdik.”

“Eyvah! büyük yanlış yapmışsınız, hiç çakmak bir kişiye verilir mi?”

“Siz öyle yapmadınız mı?”

“Hayır, biz öyle yapmadık, biz çakmağı bir kişiye verdik, çakmak taşını başka bir kişiye, benzinini başkasına verdik.

Ateş yakmak için üçünün bir araya gelmesi gerekiyor. Biri yanlış bir şey yapmaya kalksa, ötekiler izin vermiyor.”

“Desenize biz hepsini bir kişiye vermekle kendi kendimizi yakmışız!”

Hikaye böyle,

Keşke bu hikayeyi sadece siyasetle eşleştirmeyip hayatın her alanına yayabilsek, keşke!

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.